• Turkish
  • English
  • German
  • Google ÇeviriÇeviri tarafından desteklenmektedir
    Google ÇeviriÇeviri tarafından desteklenmektedir

Ne aramıştınız?

İnsan bu dünyaya sıfırdan başlamaz. Unutmuş gibi gelir ama içinde taşıdığı deneyimler, eski seçimler, aileden aldığı izler, bedenine yerleşmiş duygular ve ruhunun bildiği nice yollar vardır.

Aynı anne babadan doğan kardeşlerin birbirinden bu kadar farklı olması da bundandır. Her biri aynı evde büyür ama dünyaya getirdiği iç bilgi, kader kodu ve deneyim başka başkadır.

Güç Merkezi ve Farkındalık Aktivasyonu, insanın hayatındaki olaylara yalnızca dışarıdan bakmayı bırakıp, kendi yaratım gücünü fark etmeye başladığı bir kapı açar.

Çünkü hayat bize yalnızca yaşadığımız olayları göstermez. O olayları hangi sözlerle, hangi duygularla, hangi inançlarla ve hangi fark edilmeyen ihtiyaçlarla çağırdığımızı da anlatır.

Hayatın Dört Sütunu: Söz, Olay, Hâl ve Rüya

Hayat, görünürde karmaşık gibi dursa da belli bir matematikle işler.

Önce söz vardır. İnsan bir ifade ortaya koyar. Bir şeyi ister, bir şeyden korkar, bir şeye itiraz eder ya da bir ihtiyacını farkında olmadan dile getirir.

Sonra olay oluşur.

Olayın içinde duygular, düşünceler ve hâller belirir. Ardından bu hâller rüyaya, bilinçaltına ve tekrar eden yaşam döngülerine taşınır.

Böylece söz, olay, hâl ve rüya birbirini besleyen dört temel sütuna dönüşür.

Kişiler değişir, mekân değişir, ilişki değişir, iş değişir ama aynı duygu tekrar ediyorsa orada görülmeyi bekleyen bir kader kodu vardır.

Sözün Gücü ve Yaratım Alanı

İnsan çoğu zaman ne istediğini söylediğini zanneder. Fakat bilinçaltı, söylenen kelimenin arkasındaki asıl enerjiyi çalıştırır.

Bir şey olmasın diye yoğun şekilde korkuyla söylenen söz, bazen tam da o olayı çağıran bir titreşime dönüşebilir. Çünkü yaratım alanında esas olan, kelimenin yüzeyi değil; o kelimenin içindeki hâl, korku, ihtiyaç ve inançtır.

Dil kaderin kalemi gibidir. Fakat o kalemi kimin tuttuğunu görmek gerekir.

Beden Bir Mektup Taşır

Belgede aktarılan önemli noktalardan biri de bedenin mesajlarıdır.

Bir rahatsızlık, bir ağrı, bir sıkışma ya da tekrar eden bedensel durum yalnızca fiziksel bir konu olarak görülmez. Beden, ruhun ve hayatın insana gönderdiği bir mektup gibi okunur.

Omurga, göz, mide, bağırsak, su sistemi, kök çakra ya da bedenin herhangi bir alanında beliren işaret; insanın hayatla, anneyle, babayla, maddeyle, ruhla, vermekle, almakla ya da kendini değersizleştirmekle kurduğu bağı gösterebilir.

Burada önemli olan hastalıkla savaşmak değil, onun taşıdığı bilgiyi okuyabilmektir.

Güç Merkezi Nedir?

Güç merkezi, insanın hayatında olan biteni yalnızca dışarıdaki sebeplere bağlamayı bıraktığı yerdir. Dışarıyı suçlamak kolaydır. Anne yaptı, baba yaptı, hayat böyle getirdi, dünya böyle, kader böyle denebilir. Fakat insan bir noktada şunu görmeye başlar:

“Bu yaşadığım olay bana ne anlatıyor? Ben bunu hangi inançla, hangi korkuyla, hangi ihtiyaçla çağırdım? Bu durumun içindeki fayda ne?”

Bu sorularla birlikte güç merkezi dışarıdan içeriye döner. İnsan artık hayatın kurbanı gibi değil, hayatın içindeki işaretleri okuyabilen bir bilinçle yürümeye başlar.

Kabul, İtiraz ve İdrak

Hayatımızda itiraz ettiğimiz her alan, enerjiyi orada tutar.

Bir olaya kızmak, bir bedeni beğenmemek, bir geçmişi reddetmek, bir aileyi suçlamak ya da bir duyguyu yok saymak; o konunun hayatımızda tekrar etmesine sebep olabilir.

Kabul ise teslim olmak ya da çaresiz kalmak değildir. Kabul, olanı doğru okuyabilmek için kapıyı açmaktır.

İnsan kabul ettiğinde olayın içindeki faydayı görmeye başlar. Fayda görüldüğünde idrak doğar. İdrak doğduğunda da aynı kader kodunu tekrar tekrar yaşamaya ihtiyaç azalır.

İşte farkındalık aktivasyonu burada gerçekleşir.

Hayat Bir Emanet, Yaratım Bir Sorumluluktur

Bu dünya insana verilmiş bir emanettir. Beden, ilişkiler, duygu, düşünce, meslek, aile, sağlık ve yaşanan olaylar bu emanetin içinde yer alır.

İnsan bu emaneti fark ettiğinde hayatı daha bilinçli yaşamaya başlar. Sözünü seçer. Hâlini seyreder. Bedeninin mesajını dinler. Anne ve babasını içindeki temsil ettikleri yerlerle birlikte okumaya başlar.

Çünkü her söz yeni bir yaratımın kapısını açar. Her duygu bir yön gösterir. Her olay bir mesaj taşır. Her tekrar, görülmeyi bekleyen bir bilgidir.